17 – 19 Ağustos arası iki gecelik kamp turu için fırsatımız oldu. Küçükkuyu ile Assos arasında kamp yaparak değerlendirmek istedik. İnternet üzerinden yaptığımız araştırma neticesinde bazı notlar alıp yola koyulduk.
Pupa Yelken Ama İki Teker – II
İşte İtalya…
Hayattaki İlk idolüm Adriano Celentano’nun memleketidir benim için. İlk kez burada bulunuyorum ve ilginç bir şekilde heyecanlıyım. Çocukluğumdan bu yana İtalyan sanatçıları beğenerek dinlerim. Celentano çocukluğumdan bu yana hana sahnede. Tek kanal siyah-beyaz TRT zamanları, RAI televizyonundan (İtalya’dan Müzik) Rafaella Carra Show yayınlanırdı. Danslar müzik muhteşemdi. Mina’yı, Iva Zanichi’yi hala dinlerim.
Yolda Hayat Var
Nedense, yıllardır yapabilmiş olduğum tüm yolculuklar öncesinde yaşadığım uzun sürmüş hastalıklarım vardır. Durağan yaşanan, sıradan günlerin sonucu olarak ortaya çıkar. Basit bir grip bile geçmek bilmez. Şöyle de diyebilirim aslında; durağan olmak vücudumda geçmek bilmeyen hastalıklar yaratmakta.
Bugün aklıma Pablo Neruda’nın o nefis şiiri geldi, hani şöyle başlayan;
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler…
Pupa Yelken Ama İki Teker – I
Ortaokul yıllarımda kaptan Sadun Boro‘nun “Pupa Yelken” isimli müthiş kitabını okumuştum. O günden sonra tüm hayatım boyunca “uzakları” merak ettim. Her fırsatta seyahat yapmaya gayret ettim. Nasıl olduğu çok önemli olmadı hiç. Konfor, kısa yollar, hatta güvenlik bile aramadığım dönemler oldu. Hedefim her daim uzaklar oldu. Yağmuruyla, sisiyle, güneşiyle, gecesiyle…
Yağmur, Dolu ve Patriciya Koyu
Hayat da öyle değil mi, ilişkiler mesela.
Kilometreler ilerledikçe beklentiler daha netleşiyor, gerçekler daha iyi görünüyor. Aşılan yollar neticesinde yol arkadaşınız ile paylaşımlarınızın sınırlarını daha iyi anlıyorsunuz. Neticede sevgi ve aşk bir yere kadar. Zaman içinde farklılıkların tolere edilmesi zorlaşıyor.
Orhan Kızıl Ejder ile yollarını ayırdı. Beklenen şarkıydı zaten.
Güle güle CBF150, hoşgeldin CRF250 Rally 🙂
“Yağmur, Dolu ve Patriciya Koyu” okumaya devam etYolda On Gün – II (Semadirek)
Bölüm 7 / Ahirette iman, dünyada mekân:
Feribota bindik. Gideceğimiz mesafe 27 deniz mili, bu da mevcut şatlarda iki saat yol demek. Deniz çalkantılı, açığa çıktıkça daha da çalkantılı olacağı kesin. O nedenle motorları bağlamak gerekiyor. Gemideki görevlilerle birlikte motorlarımızı gemi duvarındaki kancalara sicimlerle sabitliyoruz.
Yolda On Gün – I (Halkidiki)
Başlarken…
İstanbul’dan yola çıkıp, ilk etabı dışında tamamen doğaçlama gerçekleşen bir seyahatten arta kalanlardır anlattığım. Yıllardır uzun süreli motor gezisi yapmak isteyip, türlü sebeplerden gerçekleşememiş, içimizde ukde kalmış bir heyecanın gerçekleşmesidir. Adeta Ayşecik’in Alpella’ya doyması gibi bir mutluluk barındırır içinde, daha net tanılamak gerekirse; kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibidir bizim için. “Yolda On Gün – I (Halkidiki)” okumaya devam et
Haller
Hani bazen güne kötü uyanır ya insan, üzerinden tren geçmiş gibi. Hele bir de mevsimlerden kış ve dışarıda da kapkara bir hava varsa…
İşte ben de böyle uyanıyorum bir süredir her güne. Sebebi çok…
Sis Pus Kerpe
Bu sabah Domaniç’e gitmek için saat 07:30 de yola çıktık ancak. Hava raporu sis vermişti ancak Ekihisar’a geldiğimizde neredeyse bulutun içinde gidiyorduk. Haliyle vapurlar çalışmıyordu, bekledik.
Ballıkayalar
İstanbul’a yakın olupta girmediğim bir yer, Ballıkayalar. Sisli bir sabah, serin ama soğuk değil, yağış da yok. E-5 üzeri yola koyuldum. Gebze’den sonra “Ballıkayalar Tabiat Parkı” tabelasından sapıp, orta temizlikteki dar virajlı yoldan 15 dakika ilerleyince vardım.