Key Museum

27 Ekim 2017 tarihinde İzmir’de olmam sebebi ile bir fırsat yaratıp Key Museum’u ziyaret etme şansım oldu.

Bu yıl İzmir’e ikinci kez geliyorum ve Torbalı tarafına uzun yıllardır geçmemiştim. Torbalı deyince aklıma yıllar önce bulunduğum Yazıbaşı köyü ve yine o yıllarda Türkiye’de otomobil imalatı yapan Opel fabrikası gelir. Bunaltıcı olmayan hoş bir sonbahar havası ile bu gezinti keyifle başladı.

“Key Museum” okumaya devam et

Honda CRF250 Rally

Honda, 2017 yılının başında ilk bakışta biraz değişik, ama genel trende bakıldığında beklenen bir ürün çıkarttı piyasaya. İyi de oldu. Şöyle ki;

Temelde bir enduro, hafif, kentte, kırda, patikada, ormanda, taşlı yollarda, asfaltta, bulvarda kısaca her yerde gidebilen ama biraz da şekli “rally-touring” gibi olan. Güncel teknolojileri de üzerinde barındıran ve mutlaka ekonomik elbette.

“Honda CRF250 Rally” okumaya devam et

Pupa Yelken Ama İki Teker – II

İşte İtalya…

Hayattaki İlk idolüm Adriano Celentano’nun memleketidir benim için. İlk kez burada bulunuyorum ve ilginç bir şekilde heyecanlıyım. Çocukluğumdan bu yana İtalyan sanatçıları beğenerek dinlerim. Celentano çocukluğumdan bu yana hana sahnede. Tek kanal siyah-beyaz TRT zamanları, RAI televizyonundan (İtalya’dan Müzik) Rafaella Carra Show yayınlanırdı. Danslar müzik muhteşemdi. Mina’yı, Iva Zanichi’yi hala dinlerim.

“Pupa Yelken Ama İki Teker – II” okumaya devam et

Yolda Hayat Var

Nedense, yıllardır yapabilmiş olduğum tüm yolculuklar öncesinde yaşadığım uzun sürmüş hastalıklarım vardır. Durağan yaşanan, sıradan günlerin sonucu olarak ortaya çıkar. Basit bir grip bile geçmek bilmez. Şöyle de diyebilirim aslında; durağan olmak vücudumda geçmek bilmeyen hastalıklar yaratmakta.

Bugün aklıma Pablo Neruda’nın o nefis şiiri geldi, hani şöyle başlayan;

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler…

“Yolda Hayat Var” okumaya devam et

Pupa Yelken Ama İki Teker – I

Ortaokul yıllarımda kaptan Sadun Boro‘nun “Pupa Yelken” isimli müthiş kitabını okumuştum. O günden sonra tüm hayatım boyunca “uzakları” merak ettim. Her fırsatta seyahat yapmaya gayret ettim. Nasıl olduğu çok önemli olmadı hiç. Konfor, kısa yollar, hatta güvenlik bile aramadığım dönemler oldu. Hedefim her daim uzaklar oldu. Yağmuruyla, sisiyle, güneşiyle, gecesiyle…

“Pupa Yelken Ama İki Teker – I” okumaya devam et

Yağmur, Dolu ve Patriciya Koyu

Hayat da öyle değil mi, ilişkiler mesela.

Kilometreler ilerledikçe beklentiler daha netleşiyor, gerçekler daha iyi görünüyor. Aşılan yollar neticesinde yol arkadaşınız ile paylaşımlarınızın sınırlarını daha iyi anlıyorsunuz. Neticede sevgi ve aşk bir yere kadar. Zaman içinde farklılıkların tolere edilmesi zorlaşıyor.

Orhan Kızıl Ejder ile yollarını ayırdı. Beklenen şarkıydı zaten.

Güle güle CBF150, hoşgeldin CRF250 Rally 🙂

“Yağmur, Dolu ve Patriciya Koyu” okumaya devam et

Yolda On Gün – II (Semadirek)

Bölüm 7 / Ahirette iman, dünyada mekân:

Feribota bindik. Gideceğimiz mesafe 27 deniz mili, bu da mevcut şatlarda iki saat yol demek. Deniz çalkantılı, açığa çıktıkça daha da çalkantılı olacağı kesin. O nedenle motorları bağlamak gerekiyor. Gemideki görevlilerle birlikte motorlarımızı gemi duvarındaki kancalara sicimlerle sabitliyoruz.

“Yolda On Gün – II (Semadirek)” okumaya devam et

Yolda On Gün – I (Halkidiki)

Başlarken…

İstanbul’dan yola çıkıp, ilk etabı dışında tamamen doğaçlama gerçekleşen bir seyahatten arta kalanlardır anlattığım. Yıllardır uzun süreli motor gezisi yapmak isteyip, türlü sebeplerden gerçekleşememiş, içimizde ukde kalmış bir heyecanın gerçekleşmesidir. Adeta Ayşecik’in Alpella’ya doyması gibi bir mutluluk barındırır içinde, daha net tanılamak gerekirse; kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibidir bizim için. “Yolda On Gün – I (Halkidiki)” okumaya devam et