Kazdağı Milli Parkı

Yıllardır niyet edip de bir türlü gerçekleştiremediğim Sarıkız tepesine tırmanış bu güne kısmet oldu, işte hikayesi…

Geçmişte Edremit Körfezi’ne defalarca geldim, Kazdağı’nın çeşitli yerlerini gördüm ancak Milli Park’ın sınırları içinde kalan Sarıkız tepesine çıkma fırsatım olmamıştı. Genelde Kalkım bölgesindeki kampları, Küçükkuyu civarındaki zeytinlikleri, Tahtakuşlar Etnoğrafya Müzesi’ni, Adatepe Köyü’nü ve belli başlı turistik noktaları ziyaret ederdim.

Bir süredir Ören’de bulunmamı fırsat bilip Çelebi ile bu sabah çıktım yola. Artık yaza girdik desek yeridir, hava geceleri serin olmakla beraber günün ortasında güneş yakmaya başladı. Kıyafetimin kışlık eklentilerini de çıkartıp öyle kuşandım bu sabah. Yani yaza merhaba dedim kendimce. Daha ilk kilometrelerde bir rahatlama yaşadım, ne de olsa üzerimdeki giysi yükü azalmıştı ve vücudum daha esnek hareketler yapabiliyordu motosiklet sürerken. Özlemişim bu duyguyu.

Akçay’a henüz gelmeden Koca Seyit Havalimanı yakınlarından geçerken Poyraz veya Yıldız tahmin ettiğim şiddetli rüzgar yedim. Bir yandan yola devam ederken bir yandan acaba Kazdağı’nda sıkıntı yaşarmıyım diye düşünmeden edemedim, ne de olsa 1.750m rakıma tırmanacağım. Tırmanış güneyden başlayacağı için dağın beni kuytuda bırakabileceği geldi aklıma, rahatladım ve devam ettim. Sorun olacaksa zirveye yaklaştıkça hissederim nasıl olsa, ona göre de gerekirse ne yapacağıma karar veririm diyerek devam ettim.

Edremit Körfezi’ne bakış

Milli parkın girişinde görevli memur parkın ve yolun açık olduğunu ancak saat 16:00 ya kadar çıkış yapmam gerektiğini belirtti, giriş biletimi kesti ve kapıyı açtı. Vay canına, artık yol benim, tüm kış hayalini kurduğum Sarıkız zirvesine doğru yola çıkıyorum, heyecanlıyım. Kim bilir nasıl manzaralar göreceğim diyerek Çelebi’nin vitesini bire alıp gazladım, ama bu sefer arkamdan bir miktar mıcır fırlamış olabilirdi 🙂

Burada eklemekte fayda var; Sarıkız tepesi ve orada bulunan türbe hakkında bir efsane vardır, hikayesine yazının altındaki linkten ulaşabilirsiniz.

Yolda dikkatimi çeken ilk şey hemen her yerde görmeye alıştığımız o bildik pis görüntülerin olmamasıydı, yani etrafta çöp yoktu. Ya geçen sezon sonunda iyi temizlik yapılmıştı, ya da Milli Park yönetimi kirletmeye müsaade etmiyordu. Bir diğer olasılık da toplumun çevreyi hor kullanma alışkanlığının bitmiş, artık tabiata saygılı davranıyor olmasıydı. Demek ki bundan sonra hiçbir yerde plastik, alüminyum ve bilumum çöp görmeyecek olmamız ne güzel… Ne güzel toprağımız, ormanlarımız, içinde yaşayan canlılarımız, su kaynaklarımız, bu akan sularla sulanan tarlalarımız, dolayısı ile besinlerimiz bundan sonra kirlenmeyecek olması…

Derken yolda motosiklet sürmekte olduğumu hatırladım. Tamam, şimdi hayalleri bir kenara bırakalım, gerçeklere dönelim. Elbette çevre bilinci hakkında mücadeleye devam edeceğiz ama ne yazık ki şimdilik değişen fazla bir şey yok. Toplumsal olarak dikkati ve özenli olmayı bıraktık. Ağaçlarımız kesiliyor, sularımız kirleniyor, iklimimiz her geçen gün daha kurak bir hal alıyor ve toplumsal olarak yaşamsal tercihlerimizi, amaçlarımızı hala hem kendimiz hem de çocuklarımızın geleceği için güncellemiyoruz.

Neyse, madem yoldayım, günün keyfini çıkartmalıyım. Yukarı tırmanmaya devam ettikçe çam kokusu ve yoğun oksijen kendini hissettirmeye başladı. Sadece ciğerlerime çektiğim değil, yüzüme çarpan hava ile de nefes alıyorum adeta. Sık sık çeşmelerde mola verip içebildiğimce kana kana su içtim. Çocukluğumda yazları ailecek kamp yapmaya giderdik, bulduğumuz ve temiz olduğunu düşündüğümüz her çeşmeden su içer, bidonlarımızı da doldururduk. Hele dağ geçitlerinde karşılaştığımız özgürce akan o su kaynakları yok muydu, tadı, serinliği hala aklımdadır.

Ertuğrul Ortaç, 26 Nisan 2021, Kazdağı

Bunlar geçti zihnimden, haylice mazi oldu ama işte bu ormanda, bu dağda yeniden hatırladım ailemle yolda geçirdiğim çocukluk günlerimi, paha biçilmez zenginliktir benim adıma.

Çelebi (Hero XPulse 200, 2020)

Zirveye, Sarıkız türbesine yakın bir alanda mola verdim. Etrafta yer yer kıştan kalma karlı alanlar mevcut. Biraz yürüyüş, biraz rüzgarın sesini dinlemek harika bir duygu. Yüksek rakımdan dolayı artık ağaçlar bitmiş yerini kayaların üzerindeki likenlere bırakmış. Zemin sert ve kırık kayalık yapıda. Ayağımdaki botlar ile uzun süre yürüyüş yapmak sorun olduğu için türbeye tam varmadım. Tabiatta yürüyüşe uygun ayakkabılarımı da yanıma alıp en yakın bir zamanda yeniden gelmeyi not ederek dönüşe geçtim.

İniş esnasında kimi yerde durup fotoğraf çekmek için rotamda işaretlediğim yerler vardı, bir tanesinde yaklaşık 1 saat manzaranın, yüksekte olmanın, temiz havanın, sessizliğin tadını çıkarttım, uçan yırtıcıları seyrettim. Doyumsuz gerçekten.

Milipark görevlisine söz verdiğim saat dolmadan inişimi bitirip, Covid-19 önlemleri gereği vakitlice eve döndüm.

Bugün Çelebi ile ilk uzun rampamız oldu. Üstelik yol asfalt değil, mıcır, toprak, hatta yer yer çamurdu. Aracım ile alakalı teknik hiçbir sorun yaşamadım. Sportif diyemiyeceğim ama tam istediğim ve çok keyif aldığım tempoda, sık sık fotoğraf molası vererek 21km tırmanış gerçekleştirip yine aynı keyifle indim. Geçen sonbaharda onu satın almadan önce hayalini kurduğum olaylardan biriydi, yaşadım.

Hero XPulse200 yaklaşık 3.400 km de, artık motoru biraz daha açıldı, ilk günlere nazaran daha performanslı.

Daha evvelki yazılarımda da belirttiğim gibi Metzeler Sahara Enduro3 lastikler harika iş çıkartmaya devam ediyor. Bugün tam ve gerçek kullanım amacına uygun olarak sürüş imkanı yaşattı.

Şayet yaşamakta olduğumuz salgından fırsat bulup da yola çıkabilirsek, güzel planlar var uzaklara. Hikayeleri de olacak, yola, yolculuğa dair.

Şimdilik geceleri haritalara bakmaya, hayalleri beslemeye devam…

Yolda olun, yolda hayat var.

Ertuğrul Ortaç
26 Nisan 2021

Not: Sarıkız efsanesi hakkında bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.