Motosikletlerim ve Ben – II

Bir önceki yazımda ilk beş motosikletimi kullandığım süreçten, yaşadığım “ilkler” den bahsetmiştim. Bu yazımda ise sonraki dört motosiklet ve onların getirdikleri var…

Piaggio Liberty 200, 2005

2005 yılında Piaggio ithalatçısı ellerinde bulunan Liberty serisi 200cc büyük tekerlekli scooterlarda %50 fiyat indirimi yaptı. O esnada sevgili babam bir Honda Activa 110 cc scooter kullanmaktaydı ve daha uzaklara gidebilmek için teker ebadı yetersiz kalmaktaydı. Bu fırsatı değerlendirmek suretiyle bordo renkli bir adet satın aldık.

Honda Activa, 25 Ekim 2003, Suadiye

Bebek Mavi ve Bordo o yılların çok rağbet gören renkleriydi. Aslında Bebek Mavi arzu etmiştik ancak Tolga bey (Motorium) ilk gün 11 adet Liberty 200 satınca, ana bayi ellerindeki ürünleri daha karlı satma hırsıyla kendine sakladı. Biz de mecburen bordo rengini aldık, o da çok hoş renkti, sevgiyle kullandık.

Murat Ortaç
Piaggio Liberty 200, 29 Eylül 2005, Motorium

Sonraki süreçte, vaktiyle bize verilmeyen Bebek Mavi renkli birkaç Liberty 200 ana bayinin vitrininde 8-9 ay alıcı bekledi. Hazin bir rekabet ve hırs hikayesidir.

9 Ekim 2005, Kerpe
Sevgiyle, özlemle…

Bu aracı 2007 yılında sevgili babam Murat Ortaç’ın aramızdan ayrılması sonrasında yıllarca ben kullandım, kıymetli bir hatıra yaşadım onunla.

Sevgil dostum Sado ile Haziran 2009 tarihinde Ayvalık ve Bozcaada’ya yaptığım tempolu yolculuk (Yolarsızları) unutamadığım bir keyiftir.

26 Haziran 2009, Bursa yolu, Mudanya

Vespa PX200E, 1993

Tolga ağabey bana ara sıra Vespa’dan bahsederdi. Mağazasına da Vespa’nın çeşitli serilerinden bir dolu kullanıcı uğrar, araçlarının güzelliğinden, özelliklerinden konuşurlar, ben de izlerdim. Ancak Vespa’nın PX serisini anlayamamıştım bir türlü. Hatta ileriki dönemde yazdığım “Kırmızı Vespa’ya Sadakat” isimli restorasyon yazımın girişinde aynen şöyle demiştim;

“Bu iki zamanlı araçları oldum olası hiç sevememiştim. “Pat pat” çatlak sesli, arkasından duman çıkaran, “illet” şeylerdi. Niçin bu araçların yeryüzünden tamamen kaldırılmadığını merak ederdim. Öyle ya, yeni teknolojili dört zamanlı araçların sağladığı stabil çalışma şartları, yakıt ekonomisi, daha düşük emisyon, vs, vs. vs. varken…

E, niye aldık bunu?”

İşte tam da bu düşüncedeyken 7 Aralık 2007 tarihinde Tolga ağabey’in ısrarlı tavsiyesi üzerine o Kırmızı Vespa‘yı satın aldım.

8 Aralık 2007, Motorium, Maltepe

Şayet eliniz alet tutuyorsa, hız değil de tarz, sohbet, renkler, ilişkiler sizin için önemliyse bu araç ile anlaşabilirisiniz. Öncelikle ilk fark ettiğim; bu 1993 model Vespa PX200E’yi satın aldığım günden sonra yeni ve güzel insanların hayatıma girmesiydi.

İtalyanların Nisan 1946 yılında piyasaya çıkarttıkları bu araç Dünya’nın sevgisini kazanmış, zaman içinde çeşitli güncellemeler yapılsa da aslını koruyarak günümüze kadar gelmiş, scooter sınıfı motosiklete ismini vermiş, şirin, işlevsel harika bir araçtır. Kendine has kullanıcı kitlesi var ve sahipleri araçlarına tutkuyla bağlılar.

10 Mart 2008, Sansarak, İznik

Benim için anlamı ise onunla bir restorasyon çalışması yapabilmiş olmamdır.

2 Ocak 2011
2 Haziran 2011

İlk başta kısa günlük geziler yaptım ancak, yaşının getirdiği olumsuz etkiler sebebi ile kalıcı sağlam bir yenileme çalışmasına ihtiyacı vardı. Biraz sökeyim, tamir edeyim derken onu leğende buldum desem yeridir. Tam üç yıl boyunca demonte kaldı, şasesi tamir gördü, motoru yenilendi, boyandı, değişmesi gereken tüm parçaları birebir fabrika orjinali ile değişti. Bu esnada yaşadığım keyfi anlatamam. Sürecin sonunda yeniden doğmuştu ve aldığım haz bambaşkaydı.

16 Ağustos 2011

Böyle bir yenileme çalışması için çok hevesim vardı ve harika bir şekilde tatmış oldum. Kolay olmadı, kimi zaman vakit, kimi zaman maddi kaynak için bekledim, ancak şunu belirtmeliyim ki, üç yıl süren bu sürecin heyecanı, tutkusu bambaşkaydı.

Halen orjinal yedek parçanın bulunabilmesi, teknik destek alabilecek kaynak ve kişilerin olması işimi kolaylaştırdı. Eli alet tutan her motosikletseverin bunu tatmasını tavsiye ederim. Vespa, Mobylette, Honda fark etmez. Çünkü bu süreçte siz de yenileniyorsunuz.

Yamaha YBR125, 2009

Motosiklete merakımın başladığı yıllarda fark etmediğim, küçük hacimli olmasından dolayı ilgimi çekmeyen bir sınıf, 125cc commuter. Bu sınıfta 2000’li yıllarda Türkiye piyasasına Honda CBF150 ve Yamaha YBR125 hakimdi. İstanbul’da genellikle ticari hizmette kullanılmaktaydı, kullanıcıları da CBF ciler ve YBR ciler olarak iki ayrı gruba ayrılmıştı. Arada tatlı bir rekabet vardı.

Yamaha YBR 125, 2009
(20 Temmuz 2009, Geçit Motor, Pendik)

Her iki aracın da özellikleri birbirne yakındı ancak duyduğum, anlayabildiğim kadarı ile Yamaha biraz daha kaliteli, biraz daha sağlamdı. Açıkçası satın aldığımda bundan emin değildim, “bakalım bununla ne yaşayacağım” dedim.

Satın alma amacım ise öncelikle sevgili arkadaşlarım Sado ve Özgür’e eşlik edebilmekti.

24 Mart 2010, Kızderbent Köyü, İznik

İlk başta fark ettiğim hafif araç kullanmanın şehir içinde ve dağ yollarında ne kadar rahat olduğuydu. Yedek parça ve servis hizmetlerinin ekonomik olması, ortalama 2,2 Lt/100 km tüketim değerleri, problemsizliği, basitliği onu artık vazgeçilmez yapmıştı benim için.

Satın aldığım firmanın (Geçit Motor) sahibi Nural ağabey, teknisyeni İmam ustadan her daim güler yüz gördüm, bakımlarımı keyifle yaptırdım. Sadece çay içimi uğradığım dahi olurdu.

İlerleyen zamanlarda kendim bir yan çanta seti imal ettim, aluminium ve perçinli. Özgür’de mavi renki bir YBR satın alıp motosikletçiliğe adım atınca birlikte uzun kısa nice seyahatler yaptık. Kastamonu, Ilgaz, Cide, Ayvalık, Kaz dağları…

16 Kasım 2010, Beypazarı yakınları
28 Ağustos 2011, Kıbrıscık, Bolu

YBR125 kullanmaya başladıktan sonra motosiklet parkımın vazgeçilmezi oldu. Ne kadar keyifli, faydalı, özel bir araç olduğunu yazımın üçüncü bölümünde anlatacağım.

Kırmızı ve Mavi, 31 Ağustos 2011, Cide, Kastamonu

BMW R1100GS, 1999

BMW R1100GS, 1999 (25 Aralık 2011, Motorium)

Aralık 2011 de Motorium’a sevgili Kamuran Gülcen‘e ait 1999 model nefis Marrakesh kırmızısı BMW R1100GS satılığa geldi. Henüz 36.000 km de, pırıl pırıl, tertemiz. Dahası üzerinde üçlü Givi çanta seti de var. 1999 yılı bu serinin problemleri giderilmiş, güncellenmiş en süzme imalatıdır.

Ertuğrul Ortaç
1 Mayıs 2012, Delmece

Benim de bir süredir büyük motosikletim yoktu. Transalp’i ihtiyaçtan dolayı satmıştım ve ne alacağıma karar veremiyordum. Dahası arzu ettiğim araçlara yetişecek parasal kaynağım da yoktu ki, asıl belirleyici kısıt buydu.

O esnada sevgili dostum, arkadaşım Özgür Daldaban Motorium’un internet sitesindeki 2. el motosiklet sayfasında bu ilan görür. Merakından dolayı her sabah Tolga ağabeyin mağazasına ne gelmiş ne gitmiş “motorium.com” adresinden takip ederdi. Hemen beni aradı, “Ertuğrul, bu R1100GS’i al bence, harika bir araç” dedi. Ben de müsait olmadığımı, alamayacağımı anlattım.

Ardından öğlenden sonra beni Tolga ağabey beni aradı ve “Ertuğrul, aracının vekalet işlemleri için bana gelmen gerekiyor” dedi.

Özgür, Tolga ağabey ile konuşmuş, bu aracı benim için satın almış.

Özgür Daldaban (24 Mart 2012, İznik)

Unutamayacağım bir yaşanmışlıktır. Sevgili Özgür’e buradan bir kez daha teşekkürü borç bilirim.

Yazımın üçüncü bölümünde dört motoskletim daha olacak. Devamı pek yakında…

Sevgiyle ilerleyin, yolda olun…

Ertuğrul Ortaç
3 Temmuz 2019

Armutlu

Sevgili yol dostları,

Geçtiğimiz 1 Mayıs’ta Trilye’ye gitmiştik. Bu sefer Gemlik – Armutlu – Çınarcık güzergahını seçtik.

Sabah erkenden yola çıklım diye planlar yaparken öncesinde Motorium’a uğrayıp sevili Tolga Büyüköner ve Yaman Tansel ile birlikte yeni ışıyan güneş ışığında poğaçalarımızı yedik, çaylarımızı içtik. Yalı mahallesinin çınar ağaçlarından gelen harika kuş sesleri de hediyesi oldu.

Continue reading “Armutlu”

Ana Sayfa


Romanya & Bulgaristan – IV

 

Montumu giyiyorum. Kaskımla başımı buluşturup, eldivenlerimi de taktığım gibi motorun üzerindeyim. Ellerim titriyor, marş motoruna ilk hareketi vermesi için devreyi tamamlatacağım anahtarı kontak yuvasında çevirirken. Yazının devamı için tıklayınız.

Romanya & Bulgaristan – III

Buram buram yanmış odun kokusu. Ama nasıl taze. İsle karışık. Varlığını unuttuğum eski bir dost gibi. Yazının devamı için tıklayınız.

Romanya & Bulgaristan – II

Çok da uzaktan gelmeyen, ahenkle tekrar eden, metalik ve mekanik bir ses ile uyandım. Yazının devamı için tıklayınız.

Romanya & Bulgaristan – I

Ağabey, İstanbul’da mısın?
Akşam saat dokuz civarıydı, telefonu açıp birazdan “evet” diye cevaplayacak Ertuğrul’un numarasını tuşladığımda. Yazının devamı için tıklayınız.

Motosikletlerim ve Ben – III

Bu yazı serisinin ilk iki bölümünde toplam 9 motosikletim ve onlarla yaşadıklarımı anlatmıştım. Nihayet üçüncü ve “şimdilik” son kısıma geldik. Elbette belli olmaz, hevesler, meraklar bitmiyor, belki ileride bir kaç sayfa daha ekleyecek kadar motosiklet değiştirme şansım, ihtiyacım veya imkanım olabilir. Olmayabilir de ve bu kötü birşey değil. Ama kendim için bu hakkımı saklı tutarım… Yazının devamı için tıklayınız.

Motosikletlerim ve Ben – II

Bir önceki yazımda ilk beş motosikletimi kullandığım süreçten, yaşadığım “ilkler” den bahsetmiştim. Bu yazımda ise sonraki dört motosiklet ve onların getirdikleri var…

Yazının devamı için tıklayınız.

İnönü Yaylası

Geçtiğimiz hafta Kiraz’ın (YBR125) yıllık muayenesi vardı, plakadaki “vida deliği” sebebiyle geçememişti. Yeniden plaka hazırlatıp bu sabah Köseköy’deki Tüvtürk istasyonuna gittim, araç Haziran 2021’e kadar geçer notu aldı. Sıkıcı araç muayene işlemleri sonrası şimdi bunu kutlamanın zamanı dedim. Yazının devamı için tıklayınız.

Serindere

Bu sabah erken uyandım, 06:05 de. Özgür, an itibarı ile çalışmıyor, yakında yeniden işe başlar, fırsat bu fırsat onunla birlikte sürmeyi istemiştim. Gündelik yaşam telaşından dolayı birlikte sürüş-kaçış günlerimiz çok seyrekleşti. Üstelik onun İstanbul’da yaşıyor olması, kentden çıkana kadar yaşayacağı trafik azabı yol hevesini bitirmeye başladı. Trafik ve çirkin İstanbul kalabalığı insanın enerjisini emiyor. Tüketiyor heyecanımızı, yaşantımızı… Yazının devamı için tıklayınız.

Motosikletlerim ve Ben – I

2003 yılından bu yana motosiklet sürmekteyim. Onları ve sürdüğüm yıllarımı düşündüğümde zaman içinde bir yolculuğa çıktım adeta. Nice kilometreler, köyler, kasabalar, kentler, ülkeler, yağmurlar, güzel havalar… Nice dağlar, ovalar… Dostlar… Her birinin hayatımda farklı ve önemli yeri vardır. Yazının devamı için tıklayınız.


Alaçam

Bir süredir Uludağ’ın göller bölgesini merak ediyorum. Yaz sonunda kuru ve güzel havalarda zaman bulamadığım için bugün hava yağışlı ve sisli de olsa gidebildiğim kadar ilerlerim diyerek sabah 08:15 de yola çıktım. Yazının devamı için tıklayınız.


Mavi

Özgür’ün “Mavisi” ilk motosikletidir. İlk heyecanı, ilk aşkı… İlk kilometreleri… Onunla harika yollardan geçti, farklı farklı güzel kokular eşliğinde rengarenk çiçekler ile dolu vadilerden, ovalardan…Güneşte, yağmurda, sisde, kar yağarken, asfaltta, toprakda, çamurda… Gündüz de sürdü, gece de. Yazının devamı için tıklayınız.


Kocayayla

Kocayayla için yazabileceğim, anlatabileceğim pek çok şey var. Daha iyi anlamak için oradan geçmeniz, havasını solumanız, yürürken Uludağ’ın karlı zirvelerini seyretmeniz gerek. Yazının devamı için tıklayınız.


Son Mohikan

2015 yılından bu yana keyifle kullanmakta olduğum Yamaha XT660Z Ténéré hakkında biraz araştırma yapmak istedim. Öyle teknik özellikleri, boyu hızı vs değil. Bu aracın köklerini merak ediyordum. Yazının devamı için tıklayınız.


Kafa …

Yola çıkarsın, biraz kendinle kalmak, biraz da kafandakilerden kaçmak için. Saat sabahın altısı belki de yedisidir. Ama her halükarda günün ilk ışıkları eşlik ediyordur sana. Hele sahil yoluna da çıktıysan bir şekilde, deniz kokusu sarar her yanını. Çekersin ciğerlerine burnunu daha da açarak, sanki depo edebilecekmişsin, sanki tüm havayı içine doldurabilecekmişsin gibi. Sonra, vapur önü buluşması. Kim ya da kimlerle gidilecekse, iskelede verilir ekseri randevular. Yazının devamı için tıklayınız.


Kartepe / Sansarak

Geçmişte Sansarak’dan bir kaç kez denedik, Adapazarı istikametine yolumuzu bulamadık. Yağış, mevsim, zamanlama vs bir türlü denk getiremedik. E haliyle aşmadığımız yol bize şehir efsanesi oldu. İşte bugün o efsaneyi gömmeye niyetliyiz. Yolu tersten çizdik; İzmit Kartepe’den başlayıp çıkıp, Sansarak üzerinden İznik’e varacağız. Rota çalışması yaparken sevgili Serkan Söğüt’ün (rüzgarınizinde.com) teker izlerinden de faydalandık. Buradan o güzel insana selam olsun 🙂 Yol dışı sürüşte enduroların hakkını vermeye çalışacağız. Güzergahımızı Kartepe-Yuvacık ve Yuvacık-Sansarak olarak iki etapa böldük.

Yazının devamı için tıklayınız.


Yolda On Gün / Halkidiki & Semadirek

Başlarken…

İstanbul’dan yola çıkıp ilk etabı dışında tamamen doğaçlama gerçekleşen bir seyahatten arta kalanlardır anlattığım. Yıllardır uzun süreli motor gezisi yapmak isteyip, türlü sebeplerden gerçekleşememiş, içimizde ukde kalmış bir heyecanın gerçekleşmesidir. Adeta Ayşecik’in Alpella’ya doyması gibi bir mutluluk barındırır içinde, daha net tanılamak gerekirse; kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibidir bizim için.

Esasen tam da bu yüzden alışılagelmiş bir gezi yazısı değildir okuyacağınız. Tamamen kişisel hisler, sübjektif düşünceler, bolca tespit ve sevinç çığlıklarından doğan yüksek atımlı kalp temposuyla yazılmış tanımlamaları barındırır bünyesinde. Nerde ne yesek, nerede konaklasak, ay buraların nesi meşhurmuş ve türevi sorulara cevap vermeyecektir bu yazı.

Edebi kaygılardan ve insanlar ne der telaşından uzak, İstanbul’da başlayan ve on gün sonunda tekrar İstanbul’da biten bir yol hikayesidir anlatılan. Özetle, bir hikâyem vardı yola dair. Anlattım…

Yazının devamı için tıklayınız.


Assos

Hava sıcaklığı normalin biraz üzerindeydi, haliyle gün boyu yorgunluk birikti ancak yukarıdaki manzara eşliğinde Kaz Dağları’ndan iniş yorgunluğumuzu unutturdu. Sonrasında çadırlarımızı kurup kendimizi denize atmak ve güneşi denizde batırmak için fırsatımız da oldu. İşte buna değdi. Yazının devamı için tıklayınız.


Yağmur, Dolu ve Patriciya Koyu

Hayat da öyle değil mi, ilişkiler mesela. Kilometreler ilerledikçe beklentiler daha netleşiyor, gerçekler daha iyi görünüyor. Aşılan yollar neticesinde yol arkadaşınız ile paylaşımlarınızın sınırlarını daha iyi anlıyorsunuz. Neticede sevgi ve aşk bir yere kadar. Zaman içinde farklılıkların tolere edilmesi zorlaşıyor. Orhan Kızıl Ejder ile yollarını ayırdı. Beklenen şarkıydı zaten. Güle güle CBF150, hoşgeldin CRF250 Rally 🙂 Yazının devamı için tıklayınız.


Haller

Hani bazen güne kötü uyanır ya insan, üzerinden tren geçmiş gibi. Hele bir de mevsimlerden kış ve dışarıda da kapkara bir hava varsa… Yazının devamı için tıklayınız.


Sis Pus Kerpe

Bu sabah Domaniç’e gitmek için saat 07:30 de yola çıktık ancak. Hava raporu sis vermişti ancak Ekihisar’a geldiğimizde neredeyse bulutun içinde gidiyorduk. Haliyle vapurlar çalışmıyordu, bekledik. Yazının devamı için tıklayınız.


Ballıkayalar

Kaya tırmanışı için İstanbul’a yakın olduğundan dolayı tercih ediliyor. Zaman zaman sohbetlerde işittiğim veya gezen arkadaşlarımızın notlarından edindiğim bilgi; sıcak mevsimde ve özellikle hafta sonu piknikçilerin yoğunlukta olduğuydu. Bu da beraberinde tabiat kirliliği ve aşırı kalabalık demek. Yazının devamı için tıklayınız.


Yeni Sölöz

17 Ocak’da Özgür ve Orhan ile yaptığımız (Kar Buz, Yoldayız Biz) gezide Sölöz’den geçmiştik ancak buraya çok yakın mesafedeki “Yeni Sölöz”‘e uğramayıp, not almıştık. İşte bugünü değerlendirmenin güzel yolu dedim. Yazının devamı için tıklayınız.


Darlık

Geçen haftalardaki yoğun kar yağışından sonra bugün İstanbul’da kısmen kuru bir hava var. Üstelik hava tahminleri yarından sonra yeniden kar yağışından bahsediyor. Fırsat bu, Kiraz ile Tuzla’dan Darlık, Ulupelit ve Ömerli yollarında turladık.

Yazının devamı için tıklayınız.


Kar Buz, Yoldayız Biz

Bugün hem Orhan tecrübe kazansın, hem de temiz hava koklayalım, uzakları görelim diye çıktk yola. Hava muhalefeti bu sene tüm Türkiye’de sert geçiyor, Bolu, Taraklı, Göynük, veya Domaniç, Bilecik, Kütahya bölelerine günü birlik inemiyoruz. Haliyle en yakın nefes alınacak ortam Orhangazi diye düşündük. Yazının devamı için tıklayınız.


Ozgur-1Ekim ayının ortaları. Yoğun iş temposu biraz olsun rahat vermiş, üstelik daha da iyisi okul bitmiş. Sınavlardan, hocalardan, bitirme tezinden uzak, kuşlar kadar olmasa bile, epeyce “Özgür” bir ruh halindeyim. Tabii bu kadar Özgür’lüğün bünyede ters tepkiye yol açması da pek sürpriz olmadı aslında. Yazının devamı için tıklayınız.


P1180875Özgür Olmak

Bitmek bilmeyen yoğunluk silsilesi içinde bir haftayı daha devirmek üzereydik. Günlerden Cuma. Geçen hafta mıydı, yoksa bir önceki hafta mıydı en son eve gidip, garajdaki motorumu aküsü bitmesin diye çalıştırdığımda, bilemedim. Zaman öyle hızlı ve öyle boğucu geçiyordu ki, günler, haftalar karışmaya başlamıştı artık. Ama hatırlamam lazımdı. En az on beş günde bir çalıştırmazsam, hem kendime, hem de motoruma ihanet ettiğimi hissediyordum.

Yazının devamı için tıklayınız.











Yoldayız, yoldayiz.biz, yoldayiz, motor, motosiklet, gezi, motosiklet gezi, Yamaha, Bmw, Tenere, XT660Z, F650GS, F650 GS, YBR, ybr125, YBR 125, enduro, seyahat, motorlu gezi, yunanistan, romanya, bulgaristan, semadirek, iznik, bursa, uludağ, uludag, honda, crf, crf 250 rally, vespa, aprillia, scrabeo, iki teker, transalpina, transfagaraşan, transfagarasan, daldaban, ortaç, ertuğrul, özgür, ozgur, ertugrul, sansarak, halkidiki, motosiklet ve yaşam, yolda hayat var