Kafa …

Yola çıkarsın, biraz kendinle kalmak, biraz da kafandakilerden kaçmak için. Saat sabahın altısı belki de yedisidir. Ama her halükarda günün ilk ışıkları eşlik ediyordur sana. Hele sahil yoluna da çıktıysan bir şekilde, deniz kokusu sarar her yanını. Çekersin ciğerlerine burnunu daha da açarak, sanki depo edebilecekmişsin, sanki tüm havayı içine doldurabilecekmişsin gibi. Sonra, vapur önü buluşması. Kim ya da kimlerle gidilecekse, iskelede verilir ekseri randevular.

Arabalı vapur; tam da son anda kalkarken binilen ya da kıl payı kaçırılıp bir sonrakine kalınan. Kondurur bizi karşı yakaya. Artık başka bir hava solumaya başlarsın. Vapurdan inince kimi zaman sağ taraftır istikamet, kimi zaman da sol. Ne fark eder ki. Yoldayız ya, daha ne olsun.

Ama bir başkadır “karşıya geçmenin” ruh hali. Bir süreliğine de olsa geride bıraktığın diğer yakanın temsil ettiği kaostan, karmaşadan, gürültüden, vesaireden uzaktasındır artık. Kaskın içinde bir türkü, bir şarkı tutturduğum olur çoğu zaman mutluluktan. Çünkü karşıda olmak, artık yolda olmak demektir. Ve yolda olmaksa tarifsiz bir mutluluktur.

Araya iş girer, hayat koşturması girer, hiç yokmuş gibi araya yine iş girer. Bir bakarsın ki aylar olmuş ve hiç kendine vakit ayıramamışsın. Bir ufak kaçış fırsatı ararsın, küçücük, minicik bir fırsat için tüm şartları zorlarsın. Sonra bakmışsın ki yine yoldasın. Yoldasın ama tüm dertler, tüm tasalar yolcun olmuş, selede arkanda geliyor. Nereye gittin, ne yaptın, nasıl sürdün hiç birini hatırlamazsın. Varsa yoksa kafanda deli gibi dönüp duran sorular, sorunlar. Yaşamak için mi çalışıyorum, çalışmak için mi yaşıyorum diye sorarsın kendine. Cevap veremeyeceğini bile bile. Bu arada türlü yollardan geçersin, motorun kimi zaman yatmış viraj alıyordur, kimi zaman otoyolda gazlıyordur. Ama fark etmezsin, edemezsin. Değişik kılıklarda gelen aynı sorunun ta kendisidir tüm kafanı kaplayan. Sonra bir anda irkilirsin, dudağına apansızca düşen damlanın şaşkınlığıyla;

Kaskın içinde ağlıyorsundur …

İşte tam da o anda, sağa çeken öndeki motordaki adamdır dostum dediğin,

Hayatta hiçbir şeyin senden daha kıymetli olmadığını sana anlatan adamdır dostun,

Tüm planlarını senin için gözünü kırpmadan değiştiren adamdır dostun,

Elinde olmasa bile tüm olanaklarını sonuna kadar zorlayıp, seni dardan kurtaran adamdır dostun,

Anlaşamasan da, bazen öldürmek istesen de Yol’u paylaşmaktan keyif aldığındır dostun,

Ve her şeyden öte hayatında iyi ki var olduğunu hissettiğin kişidir dostun.

 

Özgür Daldaban
Aralık 2017

Yolda On Gün / Halkidiki & Semadirek

Başlarken…

İstanbul’dan yola çıkıp, ilk etabı dışında tamamen doğaçlama gerçekleşen bir seyahatten arta kalanlardır anlattığım. Yıllardır uzun süreli motor gezisi yapmak isteyip, türlü sebeplerden gerçekleşememiş, içimizde ukde kalmış bir heyecanın gerçekleşmesidir. Adeta Ayşecik’in Alpella’ya doyması gibi bir mutluluk barındırır içinde, daha net tanılamak gerekirse; kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibidir bizim için.

Continue reading “Yolda On Gün / Halkidiki & Semadirek”

Solo İznik

2011 ile yollarımızın ayrılmasının üzerinden yirmi iki gün geçmiş, bir yanda nefes aldırmadan hafta sonları dahi mesai yaptıran işler, diğer yanda gittikçe soğuyan hava; bunalmış, burnundan soluyan pis bir adam… Continue reading “Solo İznik”