Key Museum

27 Ekim 2017 tarihinde İzmir’de olmam sebebi ile bir fırsat yaratıp Key Museum’u ziyaret etme şansım oldu.

Bu yıl İzmir’e ikinci kez geliyorum ve Torbalı tarafına uzun yıllardır geçmemiştim. Torbalı deyince aklıma yıllar önce bulunduğum Yazıbaşı köyü ve yine o yıllarda Türkiye’de otomobil imalatı yapan Opel fabrikası gelir. Bunaltıcı olmayan hoş bir sonbahar havası ile bu gezinti keyifle başladı.

Mercedes Benz 300 SC, 1956

Artık yaşantımda mümkün olduğunca az otomobil kullanmaya çalışıyorum. Sadece trafik stresinden kaçmak değil maksat, toplu taşıma imkanlarından faydalanıp mümkün olduğunca yeryüzü kaynaklarını daha dikkatli tüketme isteği var. Bu sebeple İzmir’in Şirinyer’inden İzban metroya binip Torbalı’da indim. Hemen istasyondan bir belediye otobüsüne binip Müzeye çok yakın bir nokta indim ve 15 dakikalık yürüyüşten sonra Özgörkey’in fabrika alanına ulaştım.

Yürüyüş esnasında sonbahar’ın saman ve aynı zamanda tütün (*) işleme fabrikalarından gelen tütün kokusu hakimdi. İstanbul ve çevresindeki sanayi bölgelerinde göremeyeceğimiz bir düzen ve temizlik insanın içini açıyor.

Aston Martin DB2, 1955

Key Museum’u Instagram’da fark ettim. Sergilenen objelerin resimleri ışık ve kadraj açısından güzel çekilmişti, merak duygumu kabarttı. Kapıya yaklaştığımda müzenin kapalı olduğunu zannettim ama haftanın gününe bakarsam açık olması gerekiyordu, ilk anda tedirginlik duydum. Ancak içeri girdiğimde beni karşılayan hoş ve zarif iki hanım personelin “hoşgeldiniz” sözleri ile rahatladım. Ve içerdeyim.

Renault Type NM40 CV Coupe De Ville, 1925

Müzenin genel görünümüne hakim düzen ve rengarenk ortam, kulağıma gelen müzik ile doyumsuz anların başladığını haber veriyordu. Sanki onları elimden alacaklarmış gibi heyecan ile Dünya otomotiv tarihinin kilomtere taşlarını tek tek incelemeye başladım.

Auburn 8-98 Boattail Speedster, 1931

Televizyondaki yabancı kanallarda mümkün olduğunca restorasyon, müzayede ve sergi programlarını seyretmeye çalışırım. En beğendiğim de Vayne Carini’nin “Chasing Classic Cars” programıdır. İşte bunun gibi programlarda görebildiğim araçları, mesela Stutz, Auburn, Pierce Arrow, Packard gibi günümüzde yaşamayan markaların ürünleri ile karşılaşmak çok heyecan vericiydi.

Ford Model T Vegetable Truck, 1914

Müzede sergilenmekte olan araçlar kadar, hatta belki de onlardan öte bir durumu fark ettim; bu otomobil ve motosikletlerin restorasyon kalitesinin yüksekliği. Detayları seyretmekten kendimi alamadım. Bu türlü konularda takıntılıyımdır, geçtiğimiz yıllarda iki adet Vespa restorasyonu yaptığım için (Örn: Kırmızı Vespa’ya Sadakat) doğru düzgün restorasyonun zorluklarını, sıkıntılarını bilirim. Elbette araçların içine girme şansım olmadı veya motor havuzlarını göremedim ama kaportalarındaki uyum, orijinal kalıplarına ve ölçülerine sadakat, boya işçilikleri, hele renkler, takdiri hak ediyor. Öğrendiğim kadarı ile restorasyon çalışmaları için kendi ekipleri bulunmakta.

BMW R25

Otomobillerin haricinde motosikletler de görülmeye değerdi; Harley-Davidson, Indian, BMW, Mobylette… Hepside yıllar içindeki önemli örnekleri ile sergilenmekteler.

Müzede şayet araçların arkasını da görebilseydim daha da mutlu olacaktım. Kısıtlı sayıda otomobilde bu mümkündü, ancak Ferrari Dino GT’yi her açıdan görebilmenin keyfi harikaydı.

Ferrari Dino GT

Çok emek harcanmış, yüksek kalite anlayışı ile çalışılmış. Böylesine güzel bir müzeyi Türkiye’mize kazandıran Özgörkey topluluğuna teşekkürü borç bilirim.

Bir İzmir seyahatinde mutlaka görün, hatta burayı görmek için günübirlik bile olsa İzmir’e gidin.

* Tütün sağlığa zararlıdır, kendim kullanmıyorum, kimseye de önermiyorum.

Ertuğrul Ortaç
2 Kasım 2017