Söğüt

Motorium’da sabah sabah.

Bu mevsimde nefis olur Yalı Mahallesi sabahları Maltepe’de. Hafiften benzin kokar eser miktarda. Veya yağlı moped yakıtı, sanki 60 model. Rüzgar da eserse hani, ön kapıdan gelir sesi, sağlam tutmak gerek. Erken de olsa, devamlı birileri olur kaldırımda yürüyen. Ahmet Öğretmen Ada’yı gezdirir bisikletinin terkisinde. Hulyo Kaptan gelir, purosu yanmamış henüz, Devrim gelir kimi zaman ama önce bakkala uğrar, kahvesini getirir…

Kimi de gazete almaya, Moni’ye, kuaföre, alışverişe. Ama her daim zarif bir hanım geçer…

Malum yaz sonu, tekerler döndü, km sayaçları ilerledi. Anlatacak, paylaşacak bir dolu anı birikti yollardan.

Bizden önce Tolga Bey camları silmişti, biz de paspas yaptık, motosikletlerin üzerindeki tozları aldık. Bir gün önce de mutlaka alınmış olduğundan aslında gerek yoktu ancak biz yine de temizledik ama çizmeden boyalarını. Sonra da çayımızı demleyip sohbete daldık Abidin Bey ile. Ne de olsa yeni almış beyaz Primavera’yı, gelin gibi. İlk göz ağrısı olacak.

Öğlene doğru Özgür ile birlikte biraz teker çevirmek istedik. Zaten haftalardır kaşınıyorduk. Sonrasında önde teker var deyip bıraktık kendimizi asfalta. Adapazarı istikametinde Alifuatpaşa, Mekece, Osmaneli, Bilecik derken, Söğüt’de mola verdik.

Osmanlı Beyliğinin ilk Başkenti Söğüt

Kaynak: Wikipedi’den alıntıdır;

Söğüt, Bilecik ilinin bir ilçesidir. Osmanlı Beyliği’nin ilk başkenti olarak bilinir. 1231 yılında Thebasion adını taşırken Anadolu Selçuklu komutanı Ertuğrul Gazi tarafından İznik Rum İmparatorluğu’ndan alınmıştır ve kendisine Anadolu Selçuklu hükümdarı III. Alaeddin Keykubad tarafından Domaniç ile birlikte verilmiştir. Osmanlı döneminde önce Sultanönü sancağının merkeziyken, sonra merkezin Eskişehir’e taşınmasıyla bu sancağa bağlı bucağa dönüşmüştür. 1648 yılında Anadolu vilayeti Bursa sancağının Lefke (bugün Osmaneli) kazasına bağlı bıcaktı. Daha sonra Anadolu eyaletine bağlı merkezi Bilecik olan Ertuğrul sancağının sınırlarına katıldı. En son Hüdavengidar vilayetine bağlı Ertuğrul sancağına bağlı kazaydı. Kutuluş savaşında 3 kez Yunan işgaline uğramış ve 6 Eylül 1922’de işgalden yanmış bir şekilde kurtulmuştur. İlçeye bağlı Kızılsaray köyünün girişinde, hem Osmanlıca, hem de Rumca yazılar taşıyan bir Yunan karakolu bulunmaktadır.

100_2546Kaymakam Çeşmesi

Çelebi Sultan Mehmet Camii (inşaatı 1414-1420) avlusundaki ulu çınarların altında çayımızı içtik, dinlendik, yürüyenleri seyrettik.

Hemen yanındaki 1919 yılında Sultan Reşat zamanında Kaymakam Sait bey tarafından yaptırılan “Kaymakam Çeşmesi” görülmeğe değerdir. Osmanlı mimarlık sanatının son dönemlerini ifade eder. Üç kenarında vazo şeklinde su yalakları ve kabartma motifler bulunmaktadır. Dört cephelidir ve dönemin en güzel Kütahya çinileri ile kaplıdır, mermerden yapılmıştır. Avluda çay içmeden, bu çeşmeyi görmeden dönmek olmaz.

100_2547BMW F650 GS – Aprilia Scarabeo 200ie

Ertuğrul Gazi

Elbetteki Söğüt’e gelişimizin en önemli kazancı, Oğuzların Kayı boyunun lideri ve Osmanlı Beyliği’nin kurucusu olan Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi’nin türbesini ziyaret etmiş olmaktır.

Detaylı bilgi için tıklayınız.

100_2549

100_2565

100_2572

Dursun Fakıh

Detaylı bilgi için tıklayınız.

100_2578Özgür Daldaban

100_2582

100_2585

100_2586İstanbul’da acaba kaçımız bir ağaca kuş yuvası astık.
Ağaç kaldı mı ki?

100_2588

İnhisar’a bu kadar yaklaşmışken havanın erken kararmasından dolayı daha fazla oyalanmadan İznik üzeri yola koyulduk ancak bir sonraki sefere burayı not ettik.

100_2594

100_2595Hayat, yaşam, her şeye rağmen, devam ediyor…

Hemen her turumuz İznik’ten geçer. Motosikletlerimiz yolu bilir, gece geçtik, gündüz geçtik, güneşte, yağmurda… Ama şu detay dikkatimizi çekti; İznik’i hiç yazmadık, anlatmadık. Biliriz orayı, yaşarız, göl kıyısı ile, evimize astığımız çini eserleri ile, Yeşil Camii’nin avlusu ile, ılık havası her daim… Belki de İstanbul’a bu kadar yakın olunca herkesin bildiğini düşündük.

İlk fırsatta İznik diyelim, ama sadece İznik olsun.

Özgür Daldaban – Ertuğrul Ortaç
11 Ekim 2014