Ana Sayfa

Yolda On Gün / Halkidiki & Semadirek

Başlarken…

İstanbul’dan yola çıkıp ilk etabı dışında tamamen doğaçlama gerçekleşen bir seyahatten arta kalanlardır anlattığım. Yıllardır uzun süreli motor gezisi yapmak isteyip, türlü sebeplerden gerçekleşememiş, içimizde ukde kalmış bir heyecanın gerçekleşmesidir. Adeta Ayşecik’in Alpella’ya doyması gibi bir mutluluk barındırır içinde, daha net tanılamak gerekirse; kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibidir bizim için.

Esasen tam da bu yüzden alışılagelmiş bir gezi yazısı değildir okuyacağınız. Tamamen kişisel hisler, sübjektif düşünceler, bolca tespit ve sevinç çığlıklarından doğan yüksek atımlı kalp temposuyla yazılmış tanımlamaları barındırır bünyesinde. Nerde ne yesek, nerede konaklasak, ay buraların nesi meşhurmuş ve türevi sorulara cevap vermeyecektir bu yazı.

Edebi kaygılardan ve insanlar ne der telaşından uzak, İstanbul’da başlayan ve on gün sonunda tekrar İstanbul’da biten bir yol hikayesidir anlatılan.

Özetle, bir hikâyem vardı yola dair.

Anlattım…

Yazının devamı için tıklayınız.


Assos

Hava sıcaklığı normalin biraz üzerindeydi, haliyle gün boyu yorgunluk birikti ancak yukarıdaki manzara eşliğinde Kaz Dağları’ndan iniş yorgunluğumuzu unutturdu. Sonrasında çadırlarımızı kurup kendimizi denize atmak ve güneşi denizde batırmak için fırsatımız da oldu. İşte buna değdi.

Yazının devamı için tıklayınız.



Yağmur, Dolu ve Patriciya Koyu

Hayat da öyle değil mi, ilişkiler mesela.
Kilometreler ilerledikçe beklentiler daha netleşiyor, gerçekler daha iyi görünüyor. Aşılan yollar neticesinde yol arkadaşınız ile paylaşımlarınızın sınırlarını daha iyi anlıyorsunuz. Neticede sevgi ve aşk bir yere kadar. Zaman içinde farklılıkların tolere edilmesi zorlaşıyor.

Orhan Kızıl Ejder ile yollarını ayırdı. Beklenen şarkıydı zaten.

Güle güle CBF150, hoşgeldin CRF250 Rally 🙂

Yazının devamı için tıklayınız.


Haller

Hani bazen güne kötü uyanır ya insan, üzerinden tren geçmiş gibi. Hele bir de mevsimlerden kış ve dışarıda da kapkara bir hava varsa…

Yazının devamı için tıklayınız.


Sis Pus Kerpe

Bu sabah Domaniç’e gitmek için saat 07:30 de yola çıktık ancak. Hava raporu sis vermişti ancak Ekihisar’a geldiğimizde neredeyse bulutun içinde gidiyorduk. Haliyle vapurlar çalışmıyordu, bekledik.

Yazının devamı için tıklayınız.


Ballıkayalar

Kaya tırmanışı için İstanbul’a yakın olduğundan dolayı tercih ediliyor. Zaman zaman sohbetlerde işittiğim veya gezen arkadaşlarımızın notlarından edindiğim bilgi; sıcak mevsimde ve özellikle hafta sonu piknikçilerin yoğunlukta olduğuydu. Bu da beraberinde tabiat kirliliği ve aşırı kalabalık demek.

Yazının devamı için tıklayınız.


Yeni Sölöz

17 Ocak’da Özgür ve Orhan ile yaptığımız (Kar Buz, Yoldayız Biz) gezide Sölöz’den geçmiştik ancak buraya çok yakın mesafedeki “Yeni Sölöz”‘e uğramayıp, not almıştık. İşte bugünü değerlendirmenin güzel yolu dedim.

Yazının devamı için tıklayınız.


Darlık

Geçen haftalardaki yoğun kar yağışından sonra bugün İstanbul’da kısmen kuru bir hava var. Üstelik hava tahminleri yarından sonra yeniden kar yağışından bahsediyor. Fırsat bu, Kiraz ile Tuzla’dan Darlık, Ulupelit ve Ömerli yollarında turladık.

Yazının devamı için tıklayınız.


Kar Buz, Yoldayız Biz

Bugün hem Orhan tecrübe kazansın, hem de temiz hava koklayalım, uzakları görelim diye çıktk yola. Hava muhalefeti bu sene tüm Türkiye’de sert geçiyor, Bolu, Taraklı, Göynük, veya Domaniç, Bilecik, Kütahya bölelerine günü birlik inemiyoruz. Haliyle en yakın nefes alınacak ortam Orhangazi diye düşündük.

Yazının devamı için tıklayınız.


Ozgur-1Ekim ayının ortaları. Yoğun iş temposu biraz olsun rahat vermiş, üstelik daha da iyisi okul bitmiş. Sınavlardan, hocalardan, bitirme tezinden uzak, kuşlar kadar olmasa bile, epeyce “Özgür” bir ruh halindeyim. Tabii bu kadar Özgür’lüğün bünyede ters tepkiye yol açması da pek sürpriz olmadı aslında.

Yazının devamı için tıklayınız.


Özgür Olmak

P1180875Bitmek bilmeyen yoğunluk silsilesi içinde bir haftayı daha devirmek üzereydik. Günlerden Cuma. Geçen hafta mıydı, yoksa bir önceki hafta mıydı en son eve gidip, garajdaki motorumu aküsü bitmesin diye çalıştırdığımda, bilemedim. Zaman öyle hızlı ve öyle boğucu geçiyordu ki, günler, haftalar karışmaya başlamıştı artık. Ama hatırlamam lazımdı. En az on beş günde bir çalıştırmazsam, hem kendime, hem de motoruma ihanet ettiğimi hissediyordum.

Yazının devamı için tıklayınız.