1 Mayıs 2012.
Yola çıktık. Nereye gitmeli derken, rüzgâr bizi Trilye’ye attı.

Yolda biraz sis vardı.
1 Mayıs 2012.
Yola çıktık. Nereye gitmeli derken, rüzgâr bizi Trilye’ye attı.

Yolda biraz sis vardı.
Uzun bir süredir, iş, güç, vs. derken bir şeyler yazamamıştık buralara.
Geçtiğimiz günlerde, önce Ertuğrul (1100 GS), birkaç ay ardından da ben (F650 GS) sahibi olduk.
Keyif fotoğrafını koyayım, gezi fotoğraflarını da ileride paylaşmak ümidiyle.

2011 ile yollarımızın ayrılmasının üzerinden yirmi iki gün geçmiş, bir yanda nefes aldırmadan hafta sonları dahi mesai yaptıran işler, diğer yanda gittikçe soğuyan hava; bunalmış, burnundan soluyan pis bir adam…
Kaşlarım hergün biraz daha çatılırken, meteorolojinin verdiği haber bayram sevinci yaşattı bana; “hafta sonu sıcaklık 6 derece olacak.”
Üç aylık motorcu olarak, şehir içinde gezmekten sıkılmıştım. Gönül gitmek, daha uzaklara gitmek istiyordu. Ancak ne izin vardı uzaklara gitmeye (hatırlayınız: eli sopalı Ertuğrul
) ne de yeterince tecrübe. Gerçi üç aydır İstanbul içinde oldukça zaman geçirmiştim motorla. Continue reading
İçim kıpır kıpır. Artık ehliyetim var, eğitimlerimi aldım. “Haydi, artık motor almalıyım” modundayım. Algıda seçicilik had safhaya ulaşmış, artık nereye gitsem sadece motosikletleri görüyorum. Adeta gözüm dönmüş durumda. Hislerim, bahar aylarında gevşemiş ergen hoppalığındayken, yine beynim devreye giriyor; “ o kadar eğitim aldın, o kadar okudun, araştırdın, motordan önce ne yapacaktın?” Unutmadım elbette, “önce güvenlik” mottosuyla, kılık kıyafet işine giriştim.
Ekim ayının ortaları. Yoğun iş temposu biraz olsun rahat vermiş, üstelik daha da iyisi okul bitmiş. Sınavlardan, hocalardan, bitirme tezinden uzak, kuşlar kadar olmasa bile, epeyce “Özgür” bir ruh halindeyim. Tabii bu kadar Özgür’lüğün bünyede ters tepkiye yol açması da pek sürpriz olmadı aslında. Continue reading